ALLAH’IN DAVETİNE İCABET ETMEK

Allah (cc) tüm insanlara dünyada huzur dolu, güzel bir yaşam, ahirette de en güzel nimetlerin içinde, sonsuz bir yaşam vaat etmektedir. Bu davet, Allah (cc)'ın elçileri ve bir rehber olarak indirdiği kutsal kitapları aracılığı ile tarih boyunca tüm insanlara yapılmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in de Kuran-ı Kerim’in nuruyla tüm insanlara yaptığı bu davet, hakkıyla takdir edebilenler için önemli bir fırsat, Allah (cc)'tan çok büyük bir lütuf ve nimettir. Vicdan ve akıl sahibi her insan, herşeyin Yaratıcısı Yüce Rabbimiz’den gelen böyle önemli bir davetin üzerinde derin düşünür, karar alır ve tüm hayatını bu karara göre düzenler. Kuran'da bildirilen gerçekleri göz ardı ederek vicdanının sesini dinlemeyen, düşünmeyen ya da bu gerçekleri inkar ederek kaçanlar ise, ahiret gününde çok büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır. Üstelik bu, hiçbir şekilde telafi edilemeyecek, geri dönülemeyecek bir pişmanlık olacaktır. Allah (cc)'ın davetine dünya hayatı boyunca icabet etmeyenlerin, o zorlu gün geldiğinde, "… Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık" (Enam Suresi, 27) diyecekleri Kuran’da bildirilmektedir.

Yüce Rabbimiz’in davetine icabetten kaçanların en önemli özelliklerinden biri, içinde neler bildirildiğini bilmeksizin Kuran-ı Kerim okumaya ve öğrenmeye karşı direnmeleridir. Bu kişiler sahip oldukları ön yargılar ve olumsuz ruh halleri nedeniyle, Kuran ayetlerinden kaçarlar. Tarafsız değerlendirme yapmaz ve elçilerin davetini reddederler. Bu red, onları büyük bir yıkıma götüren ilk adımdır. Ancak bu kişiler, içinde bulundukları şiddetli gaflet hali ve fikri saplantı nedeniyle bunun farkında dahi değildirler. Kişiyi dünyada ve ahirette çok büyük bir kayba uğratacak bu ön yargılı bakış açısına karşı çok dikkatli olunması gerekmektedir. Bunun için hayra çağıran, Kuran ahlakına davet eden insanları dinlerken her türlü ön yargıdan, ezberlenmiş bilgiden, fikri saplantıdan arınılmalı, Allah (cc)'ın ayetleri üzerinde samimi olarak düşünülmelidir. Kuran’da bazı insanların kalplerinin Allah (cc)’ın zikrine karşı köreldiği haber verilmektedir. Büyük İslam mütefekkiri Abdülkadir Geylani Hazretleri de Sırrü’l Esrar adlı eserinde, kalp gözünün kör olmasının sebeplerini bu Kuran ayeti doğrultusunda şöyle açıklamıştır:

... Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (Hac Suresi, 46) Kalbin kör olmasına yegane sebep; Yaradanla olan ahdi unutmak, gaflete dalmak oluyor. Gafletin başlıca sebebi ise, İlahi emrin gerçek yüzünü bilmemektir. Bu cehaletin gerçek sebebine gelince, zulmani –karanlık- sıfatların istilasına uğramak teşkil ediyor. Bu zulmani sıfatların bir kaçını şöyle sıralayabiliriz: Kibir, kin, hased, cimrilik, kendini beğenmek, gıybet etmek, söz gezdirmek, yalan söylemek... Ve bunlar gibi... daha nice kötülükler... İnsanı aşağıların en aşağısına düşüren de bu kötü sıfatlardır. (Abdülkadir Geylani, Sırrü’l Esrar, Tercüme: Abdülkadir Akçiçek, Alperen Yayınları, s. 97)

Vakit henüz varken, tüm insanlar Allah (cc)’ın davetine icabet etmeli, kendilerini dünyada ve en önemlisi ahirette kayba sürükleyebilecek olan nefislerini terbiye etmelidirler. Kuran-ı Kerim’de bildirilenler üzerinde düşenerek, ilimlerini artırmalı ve Yüce Rabbimiz’e gereği gibi kulluk etmelidirler. Allah (cc)'ın Kuran'da haber verdiği, "Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler" (Ahkaf Suresi, 32) ayetindeki hükmünden korkmalı, Yüce Rabbimiz’in cennetle müjdelediği insanlar arasına girebilmek için, seçkin bir ahlak sahibi olmaya titizlik göstermelidirler.